Psikolojik Danişman

GÜRAY TEKE




        Ertelemeyen bir birey düşünebilir misiniz? Herkes yaşamında en az bir kez bir işi, bir etkinliği, yapması gereken bir sorumluluğu veya çok daha basit bir eylemi ertelemiştir.

       Erteleme davranışını düşündüğümüzde aklımıza farklı senaryolar gelebilir. Bir alışveriş merkezi düşünelim örneğin. Yeni yıl kutlamalarından hemen önce, 31 Aralıkt?a bir alışveriş merkezine gittiğinizde, insanların birkaç saat sonra vermeyi planladıkları hediyeleri almak için alışveriş merkezini doldurduğunu ve telaşla koşuşturduğunu görür veya bir bayram arifesinde süpermarketlerin bayram hazırlıklarını tamamlamaya çalışan insanlarla dolup taştığına şahit olursunuz. Daha özel bir örneğe bakarsanız, üniversitelerin çalışma salonlarında, dönem başında verilen ödevin teslim tarihinden bir gün önce, sıkışmış şekilde yoğun bir çalışmaya giren öğrencilerin telaşıyla karşılaşırsınız.

Hemen her toplumda insanların büyük bir kısmı erteleme davranışı sergilediklerini kabul eder; ancak buna karşın sadece küçük bir grup erteleme davranışını bir alışkanlık olarak sergilediğini itiraf edebilir. Düşündüğünüzde, hediye verilmeden geçirilen veya içinize sinmeden alınmış bir hediye ile süslenen bir yılbaşı gecesi belki de önemsizdir; ya da bayram kutlamalarında misafirlerinizi ?tam istediğiniz gibi? ağırlayamamanız, düşündüğünüzden daha az etkiye sahiptir. Ancak, zamanında ve tam olarak teslim edilmemiş bir ödev veya proje, bir öğrenci için başarısızlık ya da daha kötüsü okuldan uzaklaştırılmak anlamına gelebilir. Benzer şekilde patronu tarafından önemli bir görev verilen ve belirli bir tarihe kadar bunu yetiştirmesi gereken bir kişi, ertelediği içine istenen zamanda işi bitiremediğinde, olumsuz sonuçlarla karşılaşabilir.

Erteleme davranışı alanında yapılan bilimsel çalışmaların büyük çoğunluğu, ertelemenin özellikle akademik alanda en yüksek düzeyde olduğunu gösteriyor. Hatta bazı yazarlar bu oranın %95?lere ulaştığını belirtiyor. Araştırma sonuçları, erteleme davranışının özellikle üniversite öğrencileri arasında artışta olduğuna dikkat çekiyor. Bazıları ise erteleme davranışının dersten çekilme ve düşük akademik başarı gibi akademik performans üzerinde olumsuz etkileri olmasına rağmen öğrencilerin akademik görevlerini sıkılıkla daha sonraya bıraktıklarını ya da o görevi yapmayı tamamen bıraktıklarını vurguluyor. İş yaşamı ve özel yaşantıda da erteleme davranışı, akademik ortamlardaki kadar olmasa da sıklıkla görülebiliyor.

Peki, nedir bu erteleme davranışı?

Erteleme davranışı en basit anlamda, yapılması öncelikli olan bir işin daha sonra yapılmak üzere bırakılması demektir. Aslında ?erteleme? kavramı ve bunun göz önüne serildiği davranış, yeni bir olgu değil. Araştırmacılar, erteleme davranışının MÖ. 800. yıllara dayandığını ileri sürer. Fakat bunca uzun bir geçmişi olan ertelemenin, bilimsel alana ve araştırmalara ancak son 20-30 yılda katılmış olduğunu görüyoruz. Aslında erteleme davranışının amacı kişinin yaşamına haz katmak ve keyif vermek gibi görünse de, bu eğilimin davranışa dönüşmesi çoğu zaman stres, organizasyon bozukluğu ve başarısızlık ile sonuçlanır. Bu davranışın altında yatan düşünce, ?bunu yapmak için yarın daha iyi?dir. Ancak yarın geldiğinde durum yeniden tekrarlanır ve kişi kendine ?Bunu yarın yapacağım? sözü verir. Bu kısır döngü, ertelemenin ?ertesi gün sendromu? olarak yeniden adlandırılmasına neden olur. Yani aslında erteleme bir nevi niyetle eylem arasındaki boşluktur.

Bazı araştırmacılara göre erteleme davranışı bir alışkanlıktır; bazılarına göre ise bir kişilik özelliği.Belirli durumlarda ise erteleme eğilimimiz artar. Örneğin hoşumuza gitmeyen şeyleri yapmayı daha çok erteleriz ya da olumsuz duyguları yaşamak istemediğimiz için erteleriz.

Bazı uzmanlar erteleme davranışı sergilemenin faydalı olabildiğini belirtir. Buna göre, bireylerin zaman baskısının etkisiyle daha iyi bir iş çıkardıklarını ve bu sebeple ?son dakika?yı bilerek ve isteyerek tercih ettikleri belirtilir. Ancak biliriz ki erteleme, kısa dönemli bir haz ve rahatlama sağlasa da, uzun dönemde stres, kaygı ve huzursuzluk gibi bir çok olumsuz duyguyu beraberinde getirir. Bu nedenle erteleme davranışı çoğunlukla olumsuz durumlarla eşleştirilir: sağlık sorunlarının yanı sıra düşük akademik başarı, kaygının değişik oluşumları, suçluluk duygusu, üretkenlikte azalma, akılcı olmayan inançlar ve yöntemler gibi olumsuz davranış ve sonuçlarla ilişkilidir.

Peki bunca olumsuzlukları beraberinde getiren bir davranışla nasıl başa çıkarız?

Aslında çok kolay olmasa da erteleme bizi alt etmeden bizim onun üstesinden gelebileceğimizi söylemek mümkün. Ancak bazı koşulların sağlanması şartıyla: kişi değişime hazır istekli olmalı, davranış değişikliği konusunda kararlı ve sabırlı olmalı, eyleme geçme noktasında gerekirse kendini biraz zorlamalı. Asıl önemlisi, kişi kendine en uygun ?alt etme tekniği?ni seçmeli; çünkü bir kişi için işe yarayan teknik bir başkası için çok da etkili olmayabilir. Kişinin kendi özellikleri ve alışkanlıkları ile tekniklerin birbiriyle uyumlu olması önemlidir.

İşte bilimsel araştırmalarda olumlu etkisi kanıtlanmış ve aslında çoğumuzun bildiği ama uygulamadığı bazı teknikler:

  • Mükemmeliyetçi düşüncelerinizle mücadele etmek! Düşünsenize ?bir şeyler yapmış olmak hiç yapmamaktan çok daha iyidir?.
  • Kendinize küçük, anlamlı, gerçekçi hedefler koyarak başlamak. Bir anda çok ilerisini düşünüp büyük ve açık olmayan hedefler koymak yerine daha küçükten başlamak.
  • Hedefinizi çevrenizdekilerle paylaşmak ve böylece eyleme geçmek için elle tutulur bir şeyin varlığını somutlaştırmak.
  • Kendinize teslim tarihi belirleyip bunu görülebilir bir yere not etmek.  
  • Yapmanız gereken bir ödev, görev veya iş varsa, bunu sadece yazmak. Düzeltmelere ya da neleri dahil edeceğinize takılmamak.
  • Aklınızı karıştıran düşünceleri atmaya çalışmak. Aklınıza bir şey takıldığında işinize odaklanmayı bir süre durdurmak.
  • Açık olmak ve arkadaşlarınızdan gelen bölünmelere sınır koymak. ?Hayır, şu anda uygun değilim? diyebilmesini öğrenmek.
  • Dikkatinizi dağıtacak olan bir telefon, facebook, e-posta ya da açık bir kapı bile olsa bir süreliğine kapatmak.
  • Günün en enerjik olduğunuz zamanını belirlemek ve o zaman çalışmak.
  •  Size en çok enerji veren, sizi en çok motive edem etkinlikleri belirleyip bunu yaptığınız işle bütünleştirmek.
  • Daha önce deneyip başarısız olduğunuz yöntemleri yeniden denememek; bunun yerine daha etkili yöntemler bulmaya çalışmak.
  • Yapmanız gereken uzun işleri 15-30 dakikalık küçük parçalara ayırmak ve aralarda sevdiğiniz şeyleri yapmak.
  • Erteleme günlüğü edinmek. Neleri, ne kadar ve nasıl ertelediğinizi farkedip not etmek.
  • Gün sonunda yaptıklarınızın karşılığında kendinizi ödüllendirmek.                      Dr.Bilge Uzun Özer