Psikolojik Danişman

GÜRAY TEKE

ÇOCUKLUKTAKİ GÜÇLÜKLERDEN HÜCRESEL DÜZEYDE ETKİLENME MÜMKÜN MÜ?




Yeni bir araştırma göre, çocuklukta yaşanmış travma ve zihinsel bozukluklar hücresel düzeyde biyolojik değişimlere yol açabilir; ayrıca gerçekten de yaşlanma sürecini hızlandırabilir.

Araştırmacılar çocukluk ve ergenlikte karşılaşılan güçlük ve mental zorlukların; telomerlerin* kısalması ve mitokondriyal DNA?nın tahrifatı gibi her ikisi de doğal yaşlanma süreciyle bağlantılı olan biyolojik değişimlere yol açabileceğini buldu. Bu biyoloji ve deneyim birlikteliğinin, kişinin yaşla ilişkili hastalıklara olan duyarlılığına katkı yapacağını düşündürüyor.

Mitokondriler hücrelerimizin nasıl büyüyeceği, farklılaşacağı, çoğalacağı ve ölümü üzerinde önemli bir rol oynar; ayrıca yaşlandıkça, mitokondriyal enerji üretimimiz ve işlevi azalır; üstelik; mutasyon birikimine yol açan bu işlev bozukluğunu gidermek için, mitokondriyal DNA (mtDNA) içeriği artar. Mutasyonlardaki bu artış kalp-damar hastalıkları, diyabet ve bazı kanser türleri gibi bir dizi yaşa bağlı, ölümcül hastalığa yol açabilir.

Yaşlanırken ve hücrelerimiz çoğalırken, kromozomlar çoklu DNA dizilerini benzer şekilde çıkarıp atar; bu işleyişte, çok kritik bir şeyin kaybolmadığından emin olmak telomerlerimizin işi. Ancak, telomerlerimiz her hücre büyümesinde, daha da kısalarak büyür; böylece yaşlandıkça kalp-damar, diyabet, felç ve otoimmün bozuklukları gibi hastalıklara daha duyarlı büyürüz.

Araştırma, stresin telomerlerin kısalmasını hızlandırmaya öncülük edebildiğini, ayrıca zihinsel bozuklukların mitokondriyal işlev bozukluğuna bağlı olduğunu gösterdi. Ancak şimdiye dek, bireyin bir sosyal çevrede ve bu çevreyle etkileşerek psikolojik gelişimini ilişkilendiren psikososyal stresle mitokondriyal DNA?nın ilişkisini inceleyen tek bir çalışma bile yoktu.

ABD, Brown Üniversitesinde, psikiyatri ve insan davranışları alanında Doç. Dr. ve Butler Hastanesi, Klinik ve Dönüşümsel Sinirbilim Laboratuvarı direktörü Audrey Tyrka, basın açıklamasında, ?Biz bu ilişkilerle ilgilendik çünkü artık, stres maruziyetinin ve psikiyatrik koşulların, diyabet ve kalp hastalığı gibi inflamasyonla ve sağlık koşullarıyla ilgili olduğunu gösteren açık kanıtlar var. Bu psikososyal etkenler nedeniyle hücresel düzeyde oluşan değişikliklerin tanımlanması, kötü sağlık koşullarının ve olası genel yaşlanma sürecinin nedenlerini anlamamızı sağlar.? diyor.

Araştırma ekibi, 290 (177?si kadın 113?ü erkek) gönüllü, sağlıklı yetişkinle çalıştı ve bunların çocukken, depresyon ve anksiyete gibi çeşitli psikososyal bozukluklardan etkilenip etlilenmediğini; ya da aile kaybı, uygun bakım yoksunluğu ya da suistimal gibi çocukluk döneminin majör güçlüklerini deneyimleyip deneyimlemediğini değerlendirdi. Gönüllüler, çocukluk döneminde güçlükler yaşayanlar; güçlük yaşamayanlar; depresyon, anksiyete ya da madde kullanım bozuklukları yaşayanlar; bunları yaşamayanlar şeklinde dört gruba ayrıldı. Sonra gönüllülerden kan örnekleri alındı; sahip oldukları telomer uzunluğu ve bireyin mitokondriyal DNA içeriğini belirlemekte ikinci en yaygın yöntem kullanıldı; mtDNA çoğalma sayısı ölçüldü.

Araştırmacılar; stresli çocukluk dönemi geçirmeyenlere göre stresli çocukluk dönemi geçirmiş yetişkinlerin yalnızca daha kısa telomerlere sahip olduğunu değil, aynı zamanda mtDNA içeriğinin de attığını buldu; üstelik bu birliktelik, yaşla ilişkili hastalıkların gelişmesinde gönüllüleri daha yüksek bir tehlikenin içine atabilir.

Araştırmacıların Biological Psychiatry dergisinde yayınlanan makalede bildirdiklerine göre, çocukluk dönemi güçlükleri ve ömür boyu psikopatoloji her bir kısalan telomer ve yükselen mtDNA çoğalma sayısıyla ilişkili. Majör depresyon, depresif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, yanı sıra da aile kaybı ya da çocukluk döneminde eziyet maruziyeti olan bireylerde kısalan telomerler görüldü. Maddeye bağlı bozukluk öykülerinin de önemli bir biçimde yükselen mtDNA çoğalma sayılarıyla ilişkili olduğu anlaşıldı.

Tyrka, psikolojik stresin nasıl olup da bireyin fiziksel, hücresel düzeyde gerçekten de değişime yol açabildiğinden tam olarak emin olunamadığını; ama bunun daha çok çalışılması gereken önemli bir alan olduğunu, çünkü psikososyalliğin etkilediği şeylerin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olabileceğini söylüyor. Tyrka?ya göre bu biyolojiyi anlamak daha iyi tedavilere ve stresle ilişkili psikiyatrik ve tıbbi koşullar için önleyici seçeneklere doğru ilerlemek üzere gerekli; ayrıca yaşlanma sürecinin kendisine de ışık tutabilir.