Psikolojik Danişman

GÜRAY TEKE

SÜRDÜRÜLEBİLİR MUTLULUK MÜMKÜN MÜ?




DR. SELDA KOYDEMİR

Mutluluk, genel olarak ?iyi bir yaşam sürmek? anlamına gelen; yaşamdan aldığımız keyif ve yaşadığımız olumlu duyguların sıklığı gibi bize haz veren yaşantılardan oluşur. Yüzyıllardır felsefe başta olmak üzere, sosyoloji, psikoloji, ekonomi gib pek  çok bilim dalı için araştırma konusu olmuştur mutluluk. Bunun nedenlerinden birisi, ?Mutluluk sizin için önemli mi??? sorusuna pek çok insanın olumlu yanıt vermesi ve çoğumuzun memnuniyet verici olan şeyleri hoşa gitmeyen şeylere tercih etmemizdir. Ayrıca elimizde mutluluğun önemini gözler önüne seren pek çok bilimsel veri de var. Örneğin araştırmalar mutlu insanların daha uzun yaşadığını, fiziksel olarak daha sağlıklı bir yaşam sürdüklerini, iş yaşamında daha başarılı olduklarını ve daha fazla para kazandıklarını gösteriyor.

Bu durumda mutluluğu aramak ve hatta mutluluğumuzu arttırmaya çalışmak da oldukça normal bir etkinlik, hatta kimimiz için önemli bir gereksinim. Fakat bu duruma engel teşkil edebilen bir gerçek daha var:Hedonik Uyum. Yaklaşık 40 yıldır bilim adamlarının kafalarını kurcalayan bu kavram, bakalım mutluluk arayışlarında nasıl bir engel oluşturuyor ve buna karşıt görüşler neler söylüyor.

Hedonik Uyum (Adaptasyon)

1970?lerde mutlulukla ilgili yapılan çalışmalarda ortaya atılan hedonik uyum (adaptasyon) kavramı, mutluluk konusunda yapılan araştırmalara yön verdi. Brickman ve Campbell?in tanımına göre hedonik uyum, insanların hem iyi hem kötü olaylara uyum gösterme (adapte olma) eğilimini ve bu sayede bir süre sonra aynı mutluluk seviyelerine geri dönmelerini ifade eder. Örneğin Brickman, yaptığı çalışmalarda piyango kazanan insanların diğerleri ile karşılaştırıldığında sadece bir miktar daha fazla mutlu olduklarını göstermiş, yaşamlarında onları mutlu edecek olaylar yaşayan kişilerin belli bir zaman sonra eski mutluluk seviyelerine geri döndüklerini belirtmiştir. Aynı şekilde kayıp veya hastalık gibi olumsuz olaylar yaşayan kişilerin de bir süre sonra bu gibi durumlara adapte olduğunu ve mutluluk seviyelerinin bu olaylardan öncekine benzer seviyeye geldiğini söylemiştir. Yani Brickman, kişinin duygusal sisteminin mevcut yaşam koşullarına ayak uydurduğu ve mutluluk ve mutsuzluğun insanların yaşamlarındaki değişikliklere verdiği kısa süreli tepkiler olduğu görüşünü savunmuştur. Daha da önemlisi, insanların bir bakıma ?boşu boşuna? mutluluğu aramaya devam ettiğini öne sürmüştür. Hedonik uyum için aynı zamanda koşu bandı benzetmesini kullanmıştır. Buna göre hedonik uyum ile, yürüyüş veya koşu hızımızı bantın hızına uydurduğumuz gibi, duygu durumumuzu da yaşamın koşullarına göre ayarlarız.

Kısaca hedonik uyuma göre insanların mutluluk hissi günden güne ve bazı koşullara ve yaşantılara bağlı olarak değişse de, herkesin nispeten sabit ve ortalama bir mutluluk seviysi olduğu, bu nedenle anlık ve durumsal duygu değişikliklerinden sonra bu seviyeye geri döndükleri görülüyor. Böylece bir insanın 10 sene sonraki mutluluk seviyesini, bugunkü seviyesine bakarak tahmin edebileceğimiz düşünülüyor.

Bu önemli ve hayli iddialı görüşlerden sonra psikoloji alanındaki araştırmacılar, elbette hedonik uyumun gerçekten var olup olmadığını incelemeye başladı. Öyle ya, eğer hepimiz yaşadıklarımızdan sonra aynı mutluluk seviyemize döneceksek, o zaman bu yaşantıların ve mutluluğu aramanın ne anlamı var? Gerçekten de 1980?lerde başlayan çalışmalar, dış koşulların ve olayların mutluluk seviyemizi çok az etkilediğini gösterdi. Örneğin gelir seviyesi, fiziksel güzellik, eğitim seviyesi, sağlık durumu gibi koşulların mutluluğa olan katkısının pek fazla olmadığı ortaya çıktı. Bazı çalışmalar evli insanları inceleyerek, çiftlerin ilk 1 senede hızla artan mutluluk seviyelerinin bir süre sonra azalmaya ve kişinin önceki mutluluk seviyesine yaklaşmaya başladığını ortaya koydu. Yani hedonik uyumla ilgili görüşler kısmen doğrulandı.

Peki bu, oldukça pesimist bir tablo değil mi? İnsanlar mutluluk seviyelerini kabul edip mutluluğu aramaktan vaz mı geçmeli? Bu sorulara daha ayrıntılı yanıt arayan araştırmacılar son 10 yılda epey yol katetmiş görünüyor. Zira hedonik uyum modeli kabul edilse de, gözden geçirilmesi ve yumuşatılmasının gereği konusunda bilimsel kanıtlara rastlıyoruz. Ancak önce mutluluğu daha yakından anlamak için bazı önemli noktalar üstünde duralım.

Mutlulukla İlgili Temel Gerçekler

Yapılan araştırmalar doğrultusunda, mutlulukla ilgili bilinmesi gerekenlerden bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:

Mutluluğun ortalama % 50?si (her insanda az çok değişir) genetik. Dolayısıyla mutluluğumuz üstünde tamamen kontrolümüzün olması mümkün görünmüyor. Ancak bu durum, diğer % 50?sinde çeşitli müdahaleler yapmanın mümkün olabileceğini göstererek, olumlu bir tablo da çizmiş oluyor.

Bazı kişilik özelliklerimiz mutluluğu belirlemede oldukça önemli. Aslında bu özellikleri bir önceki maddede belirttiğimiz genetik faktörler içine koymak mümkün; çünkü kişilik özellikleri oldukça sabit ve genetik kökleri olan özellikler. Bunlar arasında en belirleyici olanlarsa ?dışadönüklük? ve ?duygusal denge/dengesizlik?. Dışadönük kişilik özelliğine sahip insanlar, içedönüklerle karşılaştırıldığında daha mutlu. Dışadönük kişiler daha pozitif, daha sosyal ve daha girişkendir; hoşa giden şeyleri algılamaya daha eğilimlidir. Bu nedenle de mutluluk için programlandıkları düşünülür. Öte yandan duygusal dengesizlik yaşayan kişilerin mutluluk seviyelerinin düşük olduğunu biliyoruz. Nevrotik kişilik özelliği olarak da tanımlayabileceğimiz ?duygusal dengesizlik?, kaygı, depresif duygular, öfke gibi pek çok olumsuz duyguyu da beraberinde getiriyor. Dolayısıyla ?Kim daha mutlu? sorusuna verilebilecek önemli yanıtlardan biri ?dışadönükler?; ?Kim mutsuz olmaya eğilimli?? sorusuna verilecek yanıtlardan biri ise ?duygusal açıdan dengesiz kişiler? oluyor. Pek iç açıcı gibi görünmese de durum bu: Bazı insanlar diğerlerinden daha mutlu olmaya doğuştan eğilimli.

Sosyal ilişkiler mutluluğumuzu etkiliyor. Tatmin edici yakın ilişkiler yaşamak, mutluluk seviyemizi etkileyen önemli faktörlerden. Arkadaş ilişkileri, aile ilişkileri, romantik ilişkiler?Yoğun ve keyifli yakın ilişkiler sürdüren insanların daha mutlu olduğunu biliyoruz.

Para, bir yere kadar mutluluğu etkiliyor. Klasik bir sorudur paranın mutluluk getirip getirmeyeceği. Belirli bir gelir seviyesine sahip olmak, çeşitli ihtiyaçlarımızı karşılamamıza, yaşamdan daha fazla keyif almamıza yardımcı olur. Bu nedenle de ?para? mutluluğumuzu (belirli seviyede de olsa) etkiler. Ancak belli bir gelir seviyesinden sonra maddiyatın mutluluğu etkilemediği bilimsel bir gerçek. Zaten araştırmacılar, maddiyatın mutluluğu açıklamada çok yetersiz kaldığını bildiğinden, başka etkenleri araştırmaya devam ediyor.

İnsanların duygu durumları sürekli olarak değişir. Ancak uzun döneme bakıldığında her insanın ortalama duygu seviyesinde (olumlu veya olumsuz duygular) belirli bir istikrar olduğu bilinir.

Mutluluğa verilen anlam herkes için farklı olabilir. Mutluluk hemen herkes için önemli olsa da, insanlar sadece mutlu olmak değil, değer ve önem verdikleri şeyler için mutlu olmak ister. Yani araştırma sonuçlarına göre insanların amacı sadece mutluluğa ulaşmak değil; değerleriyle örtüşen nedenlere bağlı olarak mutlu olmak.

 

Mutluluk Değişemez Mi?

Bilimsel olarak hedonik uyumun var olduğuna dair elimizde sağlam deliller olsa da, karşıt görüşü onaylayan çalışmaların varlığı da bir hayli fazla. Daha doğrusu, bu modelin yeni araştırmalar doğrultusunda yeniden şekillenmesi gerektiğine inanılıyor.

Neden mi? İşte bazı cevaplar:

Mutluluk konusunda önde gelen araştırmacılardan olan Diener ve arkadaşlarının yapmış olduğu çalışmalar, insanların ?genelde mutlu? olduklarını gösteriyor. Yani incelenen binlerce insanın mutluluk seviyeleri, ortalama veya ortalamanın üstünde çıkıyor; hatta dünyanın yoksul kesimlerinde bile. Bu da şu sonucu gösteriyor: İnsanlar bir süre sonra aynı mutluluk seviyelerine dönse bile, aslında olumlu/iyi bir seviyeye dönüyorlar. Bu da olumsuz tabloyu az da olsa yumuşatıyor.Günümüzde mutluluk arttırmaya yönelik pek çok program bulunuyor. Bu programların etkileri ise bilimsel çalışmalarla kanıtlandı. Örneğin affetmeyi öğrenme, hoşgörü gösterme, şükran ve minnet duyma gibi içerikler üstüne kurulu mutluluk arttırma çalışmalarının insanların mutluluk seviyelerini arttırdığını biliyoruz. Yaklaşık 6 ile 10 hafta arasında süren bu eğitim ve destek programları, mutluluğun değişmez olduğu görüşünü çürütüyor.Yine bilimsel çalışmalar, isnanların kendi istekleri doğrultusunda ve ilgileri ile örtüşen çeşitli amaçlar koymaları; daha sonra ise bunları gerçekleştirmek için çaba sarfetmeleri durumunda daha fazla mutluluk yaşayabildiğini gösteriyor. Kendimize ulaşılabilir ama aynı zamanda zorlayıcı kişisel amaçlar koyduğumuzda, kendimizi daha iyi hissederiz. Bize değerli gelen ve önem verdiğimiz kısa veya uzun vadeli amaçlar mutluluğumuzu etkiler. Bu da, mutluluğumuza katkıda bulunmanın elimizde olduğunu gösteriyor.Çeşitli ülkelerin toplam mutluluk seviyelerine baktığımızda bazı ülkelerin diğerlerinden daha mutlu olduklarını söyleyebiliriz. Örneğin İskandinav ülkeleri, Kanada ve Orta Avrupa ülkeleri, Türkiye de içinde olmak üzere pek çok Asya ve Orta Doğu ülkesiyle kıyaslandığında daha mutlu. Yani bu ülkelerde insanlar yaşamdan daha fazla keyif alıyor. Uzmanlar da bu durumun yaşam koşullarından ileri geldiği düşüncesinden yola çıkarak yaptıkları araştırmalarda gerçekten de bu ülkelerin daha refah, insan hakları bakımından daha gelişmiş, sağlık sisteminin daha iyi ve güvenilir, politik açıdan daha dengeli olduğunu gösteriyor. Bunun bize verdiği mesaj ise şu: Yaşam koşullarında yapılan düzenlemeler, insanların mutluluklarına da etki edebilir; dolayısıyla mutluluk tamamen değişmez değil, müdahale edilebilirdir.

Mutluluk ve Denge

Hedonik uyum kavramı, mutluluk bilimi arenasında gerçekten önemli bir çığır açtı. İnsanların yaşam koşullarına uyum sağladığı da bir gerçek. Yine de bunun mutlak olmadığı ve mutluluğun değişebileceğine dair bilimsel kanıtlar, daha iyimser bir tabloyu da beraberinde getiriyor. Genlerin ve kişilik özelliklerimizin mutluluğumuzu belirlemedeki rolünü yadsımak imkansız olsa da, çevresel etkenlerin de önemli olduğu ortada. Bu da bize, gelişim göstermek için açık bir kapı bırakıyor. Kendimizi genlere mahkum etmeyip mutluluk seviyemizin de değişebileceğini bilmek önemli. Ancak bunun için öncelikle kendimizi yakından tanıyıp, değerlerimiz ve isteklerimiz doğrultusunda hareket etmenin gereği bilinmeli. Eğer son 50 yılda dünyada boy, zeka, dışadönüklük gibi genetik ve değişmesi zor olduğu düşünülen şeyler değiştiyse (zeka seviyesi, ortalama boy ve dışadönüklük artış gösterdi), mutluluk da arttırılabilir görünüyor.

Olumsuz duyguları, olumlu duygularımız gibi, örneğin mutluluğumuzu kabul ettiğimiz gibi kabul etmedikçe gelişim göstermemiz zor olacaktır. ?Sürekli? mutlu olmak, aynı duygu seviyesinde kalmak ve devamlı bunları amaçlamak gerçekçi değildir.Hangi müdahalelerin ve değişikliklerin mutluluğumuzda etkisi olduğunu bilmek önemlidir. Bu nedenle kendimizi yakından tanımak gerekir. Kendimize soracağımız bazı sorular, mutluluğumuzu kontrol etmede yol gösterebilir: Uyum hangi alanlarda meydana geliyor? Geldiğinde buna hazırlıklı mıyım yoksa hayal kırıklığı mı yaşayacağım? Beklentilerim neler ve bunlar ne kadar gerçekçi?Hedonik uyumun varlığını bilmek, aşırı mutluluk arayışlarını, ütopik mutluluk reçetelerini engellemeye yardımcı olabilir.

 

Yazıyı, mutluluk konusunda önemli isimlerden Diener, Oishi ve Lucas?ın bir sözü ile bitirelim:

?Mutluluk?iyi yaşam için gerekli, ama yeterli değil?